Hayatta kalmak için kirlenmeye devam etmelisin. Temiz bir yer kalmadı artık. Kirli olmaya alışmalısın. Kirliyken temizmiş gibi yaşa ki kalabalığın içinde bir yer edin. Yoksa onların hoşuna gitmez. Senden istenilenler seni mutlu etmeyecek. Çünkü onların geldiği yerden gelmiyorsun. Kendi yolunu inşa ediyorsun. Senden öncekilerin yürüdüğü yollar senin için sadece bir iz. Bu iş zor, ama vicdanın bir nebze olsun nefes alıyor. En azından şimdilik öyle hissediyorsun. Umarım ilerde bundan mahrum kalmazsın. Belki de kendine başka şeyler bulursun. Uçmak gibi...
19 Temmuz 2019 Cuma
18 Nisan 2019 Perşembe
Eskisi Gibi Değil
Eskiden hep yazmak isterdim. Şimdiyse yazmak istediğim nadir günlerden birisi bugün. Aslında her
anım hayal kurmakla ve bir şeyler düşünmekle geçiyor ama artık bunları insanlarla paylaşmak istemiyorum. Çok nadiren de olsa hayatımda bunları
paylaşmak istediğim birisi oluyor ve yazmaktan daha kolay bir şey varsa benim
için o da konuşmak. O kadar çok konuşuyorum ki o günün sonunda boğazımın
ağrımış olduğunu, ne kadar su içsem de hala ağzımın kuru olduğunu fark ediyorum.
İnsanlar bu tarz şeyleri duymaktansa okumayı tercih ettiklerinden mi bilmiyorum
genelde içimi döktüğüm insanlar kısa bir süre sonra uzaklaşıyorlar. Anlatılanlar
da bana bir hiçliğe anlatmışım utancıyla kalıyor. O döngünün sonunda bir
yerlerdeyim yine. Her defasında
hatalarımdan ders çıkarmayı umduğum hayatımda yine aynı hataları yaparken
buluyorum. Bazı dönemler bu durum
katlanılmaz oluyor. Hatalar insanı olgunlaştırır ama aynı hatalar insanın cesaretini kırar.
Eskiden kendimden nefret ettiğim bir dönem vardı çok olmadı, belki de
hala ediyorumdur bilmiyorum ama o kadar da nefret ettiğim söylenemez. Aynaya baktığımda
beğeniyorum mesela kendimi. Ama banyomdaki ayna beni hiç tatmin etmiyor. Keşke
bu kadar basit olsa. Düşüncelerimden, yapmak isteyip de nasıl yapmam
gerektiğini bilmeyen halimden, doğuştan gelen özelliklerimden, duygularımdan,
ruh halimden ve neyi istediğimi bilmediğim halimden nefret ediyorum. Sürekli
bir arayış içinde olup ta ne aradığını, arayıp ta bulduğu herhangi bir şeyle ne
yapacağını bilememezliğin durumu bu. Bu durumu bir yanım severken diğer yanım bu
halin soğuk yalnızlığından nefret ediyor. Yalnız kalmaktan korkan bir tarafım
hala var. Nasıl alışırsın ki yalnızlığa. Onca insanın arasında her gün
yaşarken. Her gün o insanların birbirleriyle olan ilişkilerini izlerken.
Eskisinden daha güçlü hissediyorum kendimi. Çünkü düşünmeye, hayal
kurmaya, arayışa devam ederken artık daha fazla sorumluluk yükleniyorum. Her
gün düzenli yapmam gereken bir rutinim var. İhtiyaçlarımı karşılamak için para
kazanıyorum, insanlarla sürekli diyalog halindeyim, insanlardan kaçmıyorum, her
gün yeni insanlarla tanışıyorum, anlatıyorum yine, ve yine uzaklaşıyorlar. Ama
ben hala kurulu bir saat gibi her sabah çalmaya devam ediyorum. Her sabah
kalkıp sorumluluklarımı yerine getirmeye devam ediyorum. Eskiden günün hızına
şaşırmaktan uykuya dalarken şimdi menderes misali akmayan zamanın son
kıvrımında denize akmayı bekliyorum. Yazarken kaç kez vazgeçtim bilmiyorum,
paylaşmayıp silmek istedim. Şuan ilk hevesim yok. Kendimle alay ediyorum,
yazdıklarımla. Bu da bir olgunluk göstergesi aslında. İlerde dönüp bu yazıları
okuyup şuan ki halimi hatırlamak ve durumumu anlamak için yazıp paylaşıyorum.
Yoksa nefret ettiğim sizler için neden bunca zahmete gireyim ki?
11 Kasım 2017 Cumartesi
Yaşıyorum
Yaşıyorum, her sabah kalkıp dünyamızı daha da mahvetmek için ve buna seyirci kalabilmek için yaşıyorum. Yaşıyorum, çünkü onların isteklerini, arzularını yerine getirebilmek için cebime konulmuş en değerli şeyi, zamanımı onlar için harcıyorum. Geride bıraktıklarıma bakıp hala aynı yerinde saydıklarını görmek için, fikirlerini değiştirmeyenleri, düşünmeyenleri, sorgulamadan yaşayanları, bunları izlerken benim nerede olduğuma dair en ufak bir fikrimin olmamasını ve sanki bir bokmuş gibi boşluğa doğru gidişimin soğukluğunu tenimde hissedebilmek için yaşıyorum. Her yeni güne geceden kalan fikirlerimi, kafa patlattığım konuları ve cevapsız kalan onca alakalı veya alakasız şeyleri bir kenara bırakıp son bir umutla faydalı bir şeyler yapmak ve başarmak için ve en önemlisi iyi hissedebilmek için yaşıyorum. Hayal kurarken harcamış olduğum enerjimin boşa gittiğini o günün sonuna gelindiğinde yüzüme tokat gibi çarpmasını ve onun acısını kalbimde hissedebilmek için yaşıyorum. Yorganın altına girip bir fenerle korkularımı bastırabilecek iken yatağımdan çıkıp bilmediğim bir odada karanlığın sahibini ve ışığa açılan kapının kolunu arıyorum.
İnsanlara kafamdakileri anlatıp bir çare bulabileceğimi zannedip aslında yanıldığımı görmek için yaşıyorum. Bilmeliyim ki onların en büyük korkuları gerçeği bilmeleri mümkün iken kurulu olan yapay düzenden çıkıp gerçeğe ulaşmak için gidilen o yolda kaybolmak. Bunu göze alabilen insanlarla karşılaşma ümidiyle yaşıyorum. İnsanlardan uzaklaşarak buna ulaşamayacağımı bilmeme rağmen kaçıp bir köşede kendi acizliğime iğrenerek bakmak için, kendimden nefret etmek için yaşıyorum.
Gözlerine bakmanın hazzını o an geldiğinde bile kelimelerle ifade edememek için, ona sarılabilmek ve gerçekten böyle birinin acaba hayatımda olup olamayacağını öğrenmek için yaşıyorum. Birini sevmekten bu kadar korkarken, güvenmekten vazgeçmişken, her gün kırılmalarıma bir yenisi daha eklenirken aslında yaşıyorum diyebilmem için gerekli olan şeylerden birinin eksildiğini fark ediyorum.
Güzel bir şarkı bulup kendimi onunla öldürüyorum sonra bir şarkı daha duyup hayata onunla geri dönüyorum. "Düşüncenin gözü ne zaman görmeye başlar?" diye sorar Platon ve yanıtlar: "Gözlerimiz keskinliğini yitirince." Düşüncelerim bedenimin taşıyamayacağı ağırlığa geldiğinde bir soruya cevap buluyorum. Ölmek için yaşıyorum.
6 Ağustos 2017 Pazar
Kendimi Arıyorum
Müzikleri dinlerken müzik kulağımın olmadığını fark ediyorum. İlham aldıkları neydi acaba? Ama beni çok etkiliyorlar. Notalarını, kurallarını bilmeden kendimi kaptırıyorum onlara. Onlar çaldıkça beynim düşünmeye başlıyor, vücudum tepkiler veriyor. Sanki biri beni dinleyip görüyormuş gibi hayaller kuruyor, yazıp çiziyorum. Dikkatimin tavan olduğunu hissedebiliyorum. Geçmişimi hatırlıyor onları düşünüyorum anı yaşarcasına. Müziğin ritmine göre yükselip dinginleşiyorum. Küçükken kurduğum hayalleri tekrar gün yüzüne çıkartıp eklemeler yapıyorum. Bazen de yenisine başlıyorum, kalemimin ucunu açıp yazıyorum üst üste koyuyorum legoları. Zamanın farkında olmadan... Uyumam gerektiği aklıma geliyor ve sanki hepsi birer kumdan veya dumandan ibaretmiş gibi bir çırpıda dağılıyorlar. Küçükken geceleri sisli havalar olduğunda penceremden dışarıyı seyrederdim. Onları kaybolan dağılan anılarıma mı benzetiyordum acaba? Gecenin bir vakti dışarı çıkıp havanın soğukluğuna aldırış etmeden sisin içinde geziyordum. Bazense fotoğraf çekiyordum.
Ne zaman sorgulamaya başladığımı bilmiyorum. Toplumu, insanları, arkadaşlarımı, sevdiklerimi, kendimi... Belki de hep yapıyordum ama farkında değildim. Öyle bir an geldi ki onlardan uzaklaştığımı fark ettim. Kendimden bile. Çünkü düşüncelerim eylemlerime zıttı. Eleştirdiğim şeyler benliğimdi. Önce kendimi halletmem gerekiyordu. Bunu tek başıma daha iyi yapıyordum hatta yanımda biri varken yaptığım hiç olmadı diyebilirim. Yalnız olmak, yalnız kalmak benim için bir hüzün ifadesi değildi. Düşünmemin anahtarı, sorgulamamın başlangıcıydı. Kısa bir süre önce ilaç yazdırmak için gittiğim doktor bana "Kendini toplumdan farklı görüp, onlardan ayrı hissettiğin oluyor mu?" demişti. Uzun süredir bir soruya bu kadar irkilmemiştim. Evet ama kendimi egoist veya tamamen onlar yanlış ben doğru olarak görmüyorum demiştim. Onlardan fazla düşündüğümü onların sevdiği zannettiği şeylerin aslında sevmedikleri şeyler olduğunu ama buna mecbur kaldıklarını düşündüğümü söyledim. Acaba istediği duymak istediği şey bu muydu bilmiyorum. Neden bunu sormuştu ve cevabım ona neyi göstermişti? Bilmiyorum. Doğru olan toplum da acaba ben mi adapte olamamış, güçlü doğmamış ve hastalıklı kalan bir yavruydum? Bunun cevabını öğrenebilecek miyim zaman gösterecek. Ama öğrenmek için acele etmiyorum. Çünkü daha önümde düşünmem gereken kurmam gereken o kadar çok hayal var ki. Gerçekleştirmek istediklerim bana güç ve hırs veriyor. Takip ettiğim insanlar, ders aldığım hayatlar, dinlediğim şarkılar, izlediğim filmler ve en önemlisi yaşadıklarım... Hepsi birer ben. Beni ben yapan. İnsan bunları yazmak için düşmeyi mi beklemeli? Neden koşarken bunları yazmak aklıma gelmiyor? Belki de bunun için vakit yok! Koşmaya devam etmeliyim diye düşünüyordum. Aslında bunları yazarken anlatmak istediklerim bunlar değildi. Belki de onlar sadece bana kalmalı. Hayatta "Evet bunu biliyorum bu doğru" diyebileceğim şeylerin sayısı çok azmış. Bunları yazarken fark ediyorum. Cevabını bekleyen sorular, ama hiçbirisi için acele etmiyorum. Anı yaşamalıyım ve geleceğimi oluşturmalıyım. İdeallerim olmalı, hayallerimin peşinden gitmeliyim. 15 yaşımdan beri çalıştığım bir çok farklı işten ya kaçtım ya da kavga ederek ayrıldım. Zora mı gelemiyordum yoksa mantıksız mı buluyordum? Her şeyde biraz yeterli olmak mı yoksa sadece bir şeyde en iyisi olmak mı? Merhamet, sadakat, güven, sevgi... Kendimi hep bu kelimelerde buldum. Aslında anlamları güzel olup bunları hayatıma yansıttığımda anlamını yitirip sonucunun kötü olduğu şeyler.
Bazen birine kendimi paylaşmak istiyorum. Hemen ardından vazgeçiyorum. Bunun sebebi korku mu yoksa artık büyüdüm hissi mi? Bir şey istediğim vakit hiç bir engeli tanımadan kendimi o işe adayabileceğime olan inancım o kadar fazla ki. Bu inancım ya başaramazsam korkusunu beraberinde getiriyor. Hayatta hiçbir şeyi mazeret etmek istemiyorum. Bu yaşıma kadar mazeretlerle geldim. Kendime tanıyabileceğim bir şans yok. Tükettim bunu biliyorum. Mutlu olduğum şeyleri yaparken hayatımın merkezine koyduklarım bir gün orayı boş bırakınca mutlu olduğum şeyleri de alıp götürüyorlar. Kendimi hayatımın merkezine koymayı nasıl becerebilirim? Bencil olmak kötü bir şey mi? Bencil olmakta acaba anlamı kötü olup hayatına yansıttığında aslında iyi olan bir şey mi? Tıpkı iyi şeylerin hayatta kötü şeyler getirdiği gibi. Anlamlarını kendi hafızamda değiştirebilir miyim? Yağmurlu bir gün, karlı bir hava, akşam vakti, insanların az olduğu, ışıkların önümü görebilmeme yetecek kadar parlak olduğu, bilmediğim bir şehirde bilmediğim sokaklarda, ilk defa gördüğüm ihtişamla yükselen dağların olduğu, dünyanın stresini atarmışçasına akan nehirlerin olduğu yeryüzünde yürümenin hayalini kuruyorum. Güzel insanların yanımdan geçip gittiği, ağızlarından çıkan her cümlenin gökyüzüne savrulduğu, sevdiklerine sımsıkı sarılan insanlarmışçasına toprağa sarılan ağaçların yanlarından geçip gitmek istiyorum. Ben kendimi arıyorum...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)